KATEGORİLERİM
ET YEMEKLERİ
(3)
HAYATTAN
(2)
KIZARTMALAR
(1)
SALATALAR
(7)
SÜTLÜ TATLILAR
(5)
TATLILAR
(4)
ZEYTİNYAĞLILAR
(1)
kekler
(4)
kurabiyeler
(5)
ÇORBALAR
(2)
ŞEKER HAMURLU PASTALAR
(5)
Şeker hamurlu kurabiyeler
(7)
6 Mart 2013 Çarşamba
KIZ BEBEK KURABİYELERİ
İzmir'e Cuma günü doğacak olan Balım için gönderdiğim kurabiyeler.Allah sağlıkla kucaklarına almayı nasip etsin.
ETİMEK TATLISI
Çok sevdiğim tatlılardan bir tanesi daha...Sütlü tatlılar arasında sevmediğim yok aslında, ama bu tatlının lezzeti bambaşka.Ben etimekleri ıslatacağım şerbeti karamelize ederek kaynatıyorum.Siz karamel tadını sevmiyorsanız şekerle suyu direk kaynatarak şerbetini hazırlayabilirsiniz.Hem pratik hem lezzetli bir tatlı tarifi istiyorsanız bu tatlı tam size göre... tariŞimdif zamanı. MALZEMELER
1)1 PAKET TUZSUZ ETİMEK
2)1 SU BARDAĞI ŞEKER
3)2 SU BARDAĞI SU
MUHALLEBİSİ İÇİN
1)3 SU BARDDAĞI SÜT
2)1 FİNCAN ŞEKER
3)4 YEMEK KAŞIĞI UN
4)1 PAKET VANİLYA
ÜZERİ İÇİN 1 PAKET KREM ŞANTİ, 1 SU BARDAĞINDAN BİRAZ EKSİK SÜT
FINDIK,CEVİZ VEYA ANTEP FISTIĞI
YAPILIŞI
ETİMEKLERİMİZİ BİR BORCAMA SIRALIYORUZ.BORCAMINIZIN BÜYÜKLÜĞÜNE GÖRE ETİMEK SAYISI ARTIP AZALABİLİR.
BİR TENCEREDE 1 BARDAK ŞEKERİMİZİ ERİYİP RENGİNİ DEĞİŞTİRENE KADAR KARIŞTIRARAK KARAMELİZE EDİYORUZ. ÜZERİNE 2 BARDAK KAYNAMIŞ SUYUMUZU DÖKÜP 5 DAKİKA KAYNATIYORUZ.ŞERBETİMİZİ ETİMEKLERİMİZİN ÜZERİNE KEPÇE YARDIMIYLA BOŞALTIYORUZ.
DAHA SONRA MUHALLEBİMİZİ HAZIRLAMAYA BAŞLIYORUZ. SÜT,ŞEKER UN VE VANİLYAYI BİR TENCEREYE KOYUP MUHALLEBİ KIVAMINA GELİNCEYE KADAR PİŞİRİYORUZ. MUHALLEBİMİZİ İYİCE ISLANAN ETİMEKLERİMİZİN ÜZERİNE BOŞALTIYORUZ.
KREM ŞANTİNİN İÇİNE SÜTÜMÜZÜ EKLEYEREK MİKSERLE ÇIRPIYORUZ. KREM ŞANTİMİZİ MUHALLEBİMİZ İYİCE SOĞUDUKTAN SONRA MUHALLEBİMİZİN ÜZERİNE EŞİT BİR ŞEKİLDE DAĞITIYORUZ. ÜZERİNİ FINDIK,CEVİZ YA DA ANTEP FISTIĞIYLA SÜSLEYİP BUZDOLABINA KOYUYORUZ.
DİLİMLEYEREK SOĞUK SERVİS EDİYORUZ. AFİYET OLSUN.
FIRIN SÜTLAÇ
Günaydın herkese...Mutlu bir gün geçirmeniz dileğiyle yazıma başlamak istiyorum.Bugün sizlerle fırın sütlaç tarifini paylaşacağım.Ben şuruplu tatlılardan ziyade sütlü tatlıları tercih ediyorum.Sütlaçı da çok severim.Hele içinde az birşey damla sakızı olursa kokulu kokulu bayılırım.Ben genelde küçük bir parça damla sakızı atarım sütlaçın içine ama tabi ki tercih meselesi bazı insanlar da hiç sevmezler. MALZEMELER
1)2 KG SÜT
2)1 BARDAK PİRİNÇ
3)2 KAŞIK PİRİNÇ UNU
4)1,5 SU BARDAĞI ŞEKER
5)1 FİSKE DAMLA SAKIZI
6)1,5 BARDAK SU
YAPILIŞI
●ÖNCELİKLE
PİRİNCİMİZİ 1,5 BARDAK SU İLE BİRLİKTE PİRİNÇLERİMİZ YUMUŞAYANA KADAR BİR
TENCEREDE PİŞİRİYORUZ.
●İÇİNE PİRİNÇ UNUMUZU KOYDUĞUMUZ
SÜTÜMÜZÜ BAŞKA BİR TENCEREDE KARIŞTIRARAK KAYNATIYORUZ.PİŞİRDİĞİMİZ PİRİNÇLERİ
DE İÇİNE EKLİYORUZ.
●MALZEMELERİMİZ BİRAZ KOYULAŞMAYA
BAŞLAYINCA ŞEKERİMİZİ DE EKLEYEREK TAMAMEN KOYULAŞINCAYA KADAR DİBİNE TUTMAMASI
İÇİN ARA ARA KARIŞTIRARAK PİŞİRİYORUZ.
●KOYULAŞAN SÜTLAÇIMIZIN İÇİNE BİR
FİSKE DAMLA SAKIZIMIZI DA ATARAK KARIŞTIRIYORUZ.FIRINA DAYANIKLI KASE YA DA
TOPRAK KAPLARA PAYLAŞTIRIYORUZ.
●FIRIN TEPSİMİZİN İÇİNE BİR MİKTAR SU
KOYARAK KAPLARIMIZI TEPSİYE YERLEŞTİRİYORUZ.
●FIRINIMIZIN ÜST IZGARASINI
ÇALIŞTIRARAK SÜTLAÇLARIMIZIN ÜZERİ KIZARANA KADAR PİŞİRİYORUZ. SOĞUYUNCA
BUZDOLABINA KOYUP SOĞUK SERVİS EDİYORUZ.
AFİYET
OLSUN.
2 Mart 2013 Cumartesi
DOKTOR PASTASI
Kaç gündür bilgisayarımın başına geçip blogumla ilgilenemiyordum.Bir sürü tarif birikti aslında ama bugün sizlerle sadece şeker hamurlu pastamı paylaşabileceğim.Bu pastayı görümcem başka bir hastaneye transfer olan doktorlarının veda gecesi için istedi.Normalde şeker hamurlu pasta pandispanyasının en az bir gün önceden hazırlanması gerekiyor. Yoksa pandispanyayı katlarına ayırırken zorlanıyorsunuz.Ama veda gecesi aynı gün planlanınca görümcem saat 2 civarında beni aradı, arkadaşlar doktor bey için pasta istiyorlar yetiştirebilir misin diye sordu.Aynı gün içinde olunca biraz endişelendim aslında,güzel olur mu diye.Saat 3 gibi pandispanya yapımına başladım.Pandispanyam pişerken kremamı kaynattım bir taraftan kuverturumu kremanın içinde erittim.Sürülebilir sert bir kıvama çabucak gelebilmesi için dondurucuya attım ganajı.Pandispanyayı çıkarttım,soğumasını bekledim,katlandırdım,aralarına kremasını sürdüm, kremanın kenarlara taşmasını engellemek için biraz buzdolabında kremanın sertleşmesini bekledim,yarım saat kadar sonra buzdolabından çıkar,üstünün ve yanlarının ganajını kapla derken baktım zaman daralıyor ,şeker hamurunu kaplayabilmem için ganajın da sertleşmesi lazım dondurucumdaki herşeyi boşaltıp pastayı dondurucuya attım.Pastam dondurucuda sırasını beklerken figürlerimi hazırladım,üstünü kaplayacağım şeker hamurunu hazırladım.Koş bakalım dondurucuya, ganaj tam kıvamına gelmiş.Hemen şeker hamurumu kapladım,figürlerimi yerleştirdim derken saat 8 oldu.Pastayı 8.30'a yetiştirmem gerekiyordu neyse ki son anda yetiştirdim de acaba aynı gün içinde yapılmış pastanın sonucu nasıl olacaktı.İçim içime sığmıyor,Saat 10'a kadar bekledim, hemen görümcemi aradım.Pastayı anca kesmişler,herkes çok beğendi deyince yüreğime su serpildi.Neyse demek ki aynı gün içinde de olabiliyormuş ama ben yine de riske atmamayı tercih ederim.
21 Şubat 2013 Perşembe
SAĞLIK İÇİN
Sağlığımız Tehdit Altında!
Mine Şenocaklı'nın TEMA Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Kenan Demirkol ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar ile yaptığı röportajdan bazı bölümler aşağıya alınmıştır.
% 60'ı meyve sebzeyi tahta fırçasıyla bile fırçalasanız gitmiyor, kalıyor! Unutmayın, çocukluk çağı kan kanserinin en önemli nedenlerinden biri sebze meyvedeki tarım ilacı kalıntısı! Soru: ...Demiri başka hangi gıdalardan alabiliriz? Yumurta çok önemli bir protein kaynağı. Zaten en değerli protein yumurta proteini olarak geçer. Aynı zamanda yumurta, Omega 3 ve demir açısından da iyi bir kaynaktır. Yalnız yumurtadaki demirin emilimini, yine yumurtadaki bir başka madde engelliyor. Ama siz yumurtayı menemen tarzında, yani domatesin ekşiliğiyle veya ekşi başka bir şeyle yediğiniz zaman o demir emilebilir hale geliyor. Mesela yumurtanın yanında zeytinyağlı, limonlu 3-5 zeytin de yerseniz yumurtadaki demir emilir hale geliyor. Yumurta kolesterol açısından sakıncalıdır lafı da yalan. O yüzden rahat rahat her yaştaki insan yiyebilir. Ve gerçekten her öğrenci evden çıkmadan mutlaka günde bir veya iki yumurta yemelidir. Hem tok tutuyor, hem de demir, Omega 3 ve hayvansal protein açısından çok zengin. Soru: Yeri gelmişken Omega 3 neden gerekli hocam? Cevap: Bir kere tüm hücrelerimizin zarı Omega 3'le kaplıdır. Eğer yeterince Omega 3 almazsak araşidonik asit onun yerini alır. Araşidonik asit, tüm stres hormonlarının hammaddesidir. Dolayısıyla tüm hücrelerimiz hemen parlayabilen, ters ve aşırı reaksiyon gösterebilen hücrelere dönüşür. Bu yüzden kalp krizine bağlı ani ölümler ortaya çıkabilir. Çünkü damarda herhangi bir yaralanma olursa, onu tek veya iki trombosit tamir edeceğine, yüzlercesi aktifleşerek, tamir edeceğim diye damarı tıkayıp enfaktüse yol açabilir. Sonra, Omega 3 kansere karşı koruyucudur, kanı sulandırıcıdır, ruhsal açıdan da çok önemlidir. Amerika'da bazı kliniklerde ruhsal hastalıklar sadece Omega 3 verilerek tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Omega 3 aynı zamanda demir gibi zihinsel performans açısından da çok önemlidir. Soru: Omega 3 yumurtada var, balıkta var... Bugünlerde keşke ucuz olsa da herkes bol bol kalkan yese... Cevap: Yok, kalkan yılda bir kezden fazla yenmemeli. Çünkü kalkan, mezgit gibi balıklar dip balıkları olduğundan, içlerinde ağır metal bulundurma riskleri daha yüksek. Hamsi, istavrit, çinekop gibi yüzey balıklarını yerseniz daha iyi... Bu arada Omega 3 başta balıkta var. Ama biz hep şunu unutuyoruz; hiç balık görmeyen toplumlar bugüne kadar nasıl varlıklarını sürdürdü? Omega 3 aslında inekte de, koyunda da var. Ama eğer merada otluyorlarsa var. Ahırlarda, yemle beslenen hayvanlarda yok. Çünkü Omega 3'ün esas kaynağı yeşillik. Balıkta da zaten, yosun yediği için veya yosun yiyen küçük balıkları yediği için Omega 3 var. Eğer inek, koyun, keçi merada otluyorsa, tamamen yeşillikle besleniyorsa, sütünde de, etinde de Omega 3 var. Ama maalesef Karadeniz'de bile hayvan ahıra girdi. Çünkü tüccarlar artık ahırın kapısına teslim ediyor yemleri. O nedenle mera hayvancılığı ancak çok fakir yörelerde kaldı, çok azaldı. Soru: Ama biliyorsunuz, bunları söylediğinizde, "Dünyada 1 milyar aç insan var, onlar nasıl hayvansal protein alacak" deniyor. Cevap: Bir kere ineğin de, tavuğun da sadece protein kaynağı olarak görülmesi çok vahşice bir yaklaşım. Diğer taraftan Dünya'da açlığı önleyecek modelin küçük çiftçilik olduğunu 2006 yılında Asya Kalkınma Bankası söylemek zorunda kalmıştı. 2009 yılında da Dünya Bankası aynı sonuca vardı. Dünyadaki 1 milyar aç insanı doyurmanın tek yolu küçük çiftçiliği canlandırmak. Çünkü niye aç bu insanlar? Bir kere o 1 milyar insanın 700 milyonu çiftçi. Artık üretimlerini satamadıkları için, paraları olmadığı için açlar. Dünya'da gıda arzında bir eksiklik yok. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün açıklamalarına göre, Dünya'da 10 milyar insanı besleyecek kadar gıda var. 7 milyarı değil, 10 milyarı! Sadece İngiltere'de bir yılda son kullanma süresi geçtiği için, ambalajı açılmadan çöpe atılan gıda miktarı 18 milyon ton. Avrupa Parlamentosu'nda, gıda israfıyla ilgili olarak geçen yıl gayri resmi olarak yapılan toplantıda, "Eğer bütün dünya AB kadar açgözlü olsaydı, dünyayı beslemek için 3,5 dünya gerekirdi" sonucuna varılmıştır. Bir yılda sadece İngiltere, Danimarka ve Almanya'nın israf ettiği gıdalarla tüm Afrika kıtası doyabilir! Bir de bunun sağlık ayağı var tabii... Merada otlayarak beslenen hayvanın etini yiyemediğimiz için, yine aynı şekilde gezen tavukla ya da doğal beslenmediğimiz için hastalanıyoruz. Soru: Ben organik meyve sebze almaya çalışıyorum. Ama henüz bu pazarlar yaygın değil, doğal olarak biraz da fiyat farkı var tabii... Çok çocuklu bir aile için organik beslenmek zor olabilir. Ama talep olursa, pazarlar da çoğalır, fiyatlar da düşer... Cevap: Organik yemekle çok doğru yapıyorsunuz. Bakın, çocukluk çağı kan kanserinin en önemli nedenlerinden biri tarım ilacı. Yani yapay ot öldürücü ilaçlar, böcek öldürücü ilaçlar, fare öldürücü ilaçlar... Bunların tümü hormonal ya da endokrin bozucular sınıfına giriyor. Ve siz endüstriyel tarım yaptığınızda bunlara ihtiyaç duyuyorsunuz. Çünkü monokültür tarımda, yani siz kilometrelerce sadece buğday, sadece mısır ektiğinizde toprağı o kadar zorluyorsunuz ki yabancı ot da daha fazla türüyor, böcek de... Dolayısıyla daha fazla tarım ilacı kullanıyorsunuz. Halbuki küçük çiftçilikte bu problemler çok daha az oluyor. Hatta elle bile toplanabilecek miktarda az oluyor. Yüzyıllardır bizim çiftçilerimiz bu zararlılara karşı tamamen doğal ilaçlar geliştirmiştir. Ama bunu sanayi ölçekli tarım alanlarında uygulama şansınız yok. O halde biz kanser olma pahasına bir tarım sürdürüyoruz. Dünya tarım ilacı piyasası, yıllık 40 milyar dolarlık bir piyasa. İşte o 40 milyar doları birileri kazansın diye tarım ilacı kullanılıyor.
"YIKAMAKLA TARIM İLACININ SADECE %40'I GEÇİYOR!"
Soru: İyi de bu sağlık, ucunda hastalık var? Cevap: Bakın bir TV programında kanserle uğraşan bir tıp profesörü, “Ne olmuş yani, tarım ilacını yıkarsın geçer!" dedi. Yıkamakla tarım ilacının %40'ı geçiyor sadece. %60'ı tahta fırçasıyla bile fırçalasanız gitmiyor, kalıyor. Bütün sebze meyveler için aynı şey geçerli. Çünkü sistemik kullanılıyor tarım ilaçları, sebze meyve kökten ilacı alıyor artık. Soru: Bir arkadaşım, "Pişirince geçiyor ama değil mi tarım ilacı?" diye sormuştu... Cevap: Olur mu öyle şey! Ne pişirerek ne kaynatarak hiçbir şekilde gitmez. O yüzden mutlaka organik pazarlardan ya da küçük köy pazarlarından alışveriş yapmalıyız. AYÇİÇEK YAĞINDAKİ TEHLİKE! "Ayçiçek yağı hem ısıtıldığı zaman gelişen transyağ asidi açısından hem de Omega 3'ün emilimini engellediği için kanser yapabiliyor. Özellikle bağırsak ve meme kanserinde ayçiçek yağının etken olduğu düşünülüyor. Akdeniz havzasında en çok ayçiçeği yağı kullanan ülke İsrail, en çok kanser görülen ülke de İsrail! En çok ayçiçek yağı kullanan ikinci ülke ise Türkiye, tabii en çok kanser görülen ikinci ülke de!" SEBZE- MEYVELERDEKİ ZEHİRE KARŞI: DOĞAL YOĞURT
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar, sağlıklı beslenme konusunda yıllardır araştırmalar yapıyor ve uluslararası literatürü yakından takip ediyor. Dizdar:
"Tarım ilaçları tüm dünyada bir sorun. Ama Türkiye'deki durum çok daha farklı. AB'nin zehirli diye geri çevirdiği sebze ve meyveler yine bizim iç pazara sunuluyor. Bunlar zehirli, ama iç piyasa için üretilen sebze ve meyvelerin içindeki kalıntılar konusunda hiçbir bilgi yok, çünkü bizde denetim yok! Tek çareniz var, organik pazarlardan alışveriş etmek" diyor.
"Peki organik meyve sebze ne kadar organik?" diye bir soru gelebilir aklınıza. Hemen onun da yanıtını veriyor Dizdar:
"İlaçlı tarım ürünlerine göre aralarında açık fark var. Eğer ki bir portakaldan üç kişi zehirlenebiliyorsa bu ülkede, marketler asla sağlıklı ürün sattıklarını iddia etmemeli. Kendileri analiz yaptırmadıkça bu iddiayı ortaya atmamalı. Siz de aldığınız ürüne güvenmemelisiniz" diyor.
"Sütün canlı halinin çok önemli bir özelliği var. Vücuda giren yabancı maddeleri tutup, bağlama ve vücutta emilmesini engelleme özelliği... Çünkü gördük ki anne sütüne de tarım ilacı bulaşmış vaziyette, ama bebeklerde bir sıkıntı çıkmıyor. Demek ki sütün bu tutma özelliğine bağlı olarak çıkmıyor. İşte bunun için sütün özellikle homojenizasyon ve UHT işleminden geçirilmemesi gerekiyor. Aynı şey yoğurt için de geçerli. Çünkü sütün içindeki glutatyon dediğimiz aktif molekül, vücuda giren yabancı, kanser yapıcı maddeleri bağlıyor. Zehirlenmelerde yoğurt yedirtilmesinin mantığı da bu... Yoğurt panzehir ama bu özellik bir tek ekşiyebilir olan doğal yoğurtta var. Şu anki yoğurtlar homojenize... Kıvamı son derece iyi görünüyor, parlak, ambalajları sterilize ama bu özellikleri olmadığı için sizin tarım ilaçlarını vücudunuza almanızı engelleyemiyorlar."
Mine Şenocaklı, haber.gazetevatan, 02/05/2012
|
SAYIN YAVUZ DİZDAR'IN RÖPORTAJINDAN ALINTIDIR
Süt ve süt ürünlerindeki risk
Ambalaj içinde satın aldığımız süt hangi teknik işlemlerden geçiyor?
Süt doğanın mantığı gereği aslında hiçbir işleme tabi tutulmamalıdır, ancak hayvanların sağlıklı olmadığı koşullarda pastörizasyon işlemi Pastör’den bu yana kullanılmakta. Pastörizasyonda sütün eriştiği sıcaklık hastalık oluşturabilecek etkenlerin ortadan kaldırılması için yeterlidir, Whey proteinleri gibi besleyici unsurlar kabul edilebilir bir miktarda kaybedilir. Ancak uygulama “ultra high temperature” (UHT) denen “çok yüksek sıcaklık” aşamasına geldiğinde durum değişir. Çünkü süt düz bir besin değil, aslında yeni doğan bebeğin dış dünyaya adaptasyonunu gerçekleştiren sıra dışı bir biyolojik sistemdir. Yapılan bütün araştırmalar anne sütü ile beslenen çocukların, bu adaptasyonun daha iyi olması nedeniyle formül mamalarla beslenenlere göre daha sağlıklı bir yaşam geçirdiklerini göstermektedir.
Ekşime özelliği de bahsettiğiniz dahilinde sanırım.
Elbette. Piyasada “homojenize” olarak satılan yoğurtların da ekşime özelliği bu kataliz işlemi nedeniyle ortadan kalkmaktadır. Bu aynı zamanda yoğurdun vücut için “koruyucu antioksidan özelliğini” de ortadan kaldırmaktadır. Oysa antioksidan özellik yaşlanmanın geciktirilmesi açısından Nobel ödüllü Rus Kimyacı Elie Metcnikof tarafından ortaya atılmıştır, çünkü etkinliğini kaybetmemiş yoğurt, vücuda öyle ya da böyle alınan toksik maddelerin etkisizleştirilmesi için gereklidir. Dahası gerçek yoğurt bağırsak florasının sürdürülmesi için de çok önemlidir. Burada vurgulamam gereken bir diğer üzücü nokta, homojenize sütten yapılan yoğurdun kaymak oluşturamamasına karşılık, piyasadaki endüstriyel homojenize yoğurtların çoğunun kaymaklı olmasıdır.
kullanıldığı kabul edilmektedir.
‘Homojenizasyon sonrasında süt başta karakteristik kokusu olmak üzere pek çok özelliğini yitirir.’
Süt düz bir besin değildir demek, onun aslında düz bir besinmiş gibi işleme alındığına vurgu yapmaktır. Burayı biraz açabilir miyiz?
Günümüz süt endüstrisinin en büyük hatası da sütü düz bir besin maddesi olarak kabullenmesi ve ona “yüksek teknolojik işlem” yapabileceğini zannetmesi. Bu uygulamanın başlangıç aşaması sütün homojenizasyonudur. Normal koşullarda kaymak oluşturan süt içerisindeki yağ kürecikleri, süt 85 derece sıcaklıkta, 140 bar basınç altında (1400 metresu basıncı) çok ince bir delikten püskürtülerek sütün içerisine karıştırılır. Endüstri bunun zararsız bir yağ küreciklerinin parçalanması işlemi olduğunu düşünmektedir, ancak homojenizasyon sonrasında süt başta karakteristik kokusu olmak üzere pek çok özelliğini yitirir. Bu işlem aslında homojenizasyonun ötesinde bir kataliz işlemidir, sütün bebek için koruyucu özelliklerini de ortadan kaldırır.Ekşime özelliği de bahsettiğiniz dahilinde sanırım.
Elbette. Piyasada “homojenize” olarak satılan yoğurtların da ekşime özelliği bu kataliz işlemi nedeniyle ortadan kalkmaktadır. Bu aynı zamanda yoğurdun vücut için “koruyucu antioksidan özelliğini” de ortadan kaldırmaktadır. Oysa antioksidan özellik yaşlanmanın geciktirilmesi açısından Nobel ödüllü Rus Kimyacı Elie Metcnikof tarafından ortaya atılmıştır, çünkü etkinliğini kaybetmemiş yoğurt, vücuda öyle ya da böyle alınan toksik maddelerin etkisizleştirilmesi için gereklidir. Dahası gerçek yoğurt bağırsak florasının sürdürülmesi için de çok önemlidir. Burada vurgulamam gereken bir diğer üzücü nokta, homojenize sütten yapılan yoğurdun kaymak oluşturamamasına karşılık, piyasadaki endüstriyel homojenize yoğurtların çoğunun kaymaklı olmasıdır.
Evet, kaymaklı yoğurtları raflarda görmek mümkün.
Bu kaymaklar yoğurdun üzerine sonradan eklenen “çakma” kaymaklardır (endüstri de karşılıklı görüşmelerimizde durumu kabul etti.) Bunu yapabilmek için genellikle margarinkullanıldığı kabul edilmektedir.
Süte uygulanan diğer aşama nedir?
Sütün endüstriyel işlenmesindeki diğer aşama olan UHT işleminde ise sıcaklık 140 derece civarına çıkarılır, süt su bazlı bir sistem olduğundan bu sıcaklığa çıkması kaynama nedeniyle mümkün olmayacağından basınç uygulanması gerekir. Bu basınç 5 bar düzeyinde, yani gıda mühendisi arkadaşlarımızın ifadesiyle şebeke suyu basıncı seviyesindedir. İşte bu işlem sadece süt içerisindeki uyku halindeki mikroorganizmaları ortadan kaldırmakta kalmamakta, sütün yapısında da ciddi değişikliğe neden olmaktadır, zira UHT sütler doğal bozulma yolu olan ekşime özelliğini kaybederler, proteinlerin nasıl bir forma katlandığı da bilinmemektedir. Ne akademi, ne de endüstri bugüne kadar sütün fizyolojik etkilerini hemen hemen hiç incelememiştir. Örneğin sütün ana proteini olan kazeinden oluşan beta-casomorphin-7 sindirim sistemi örtüsünün (mukus tabakası) oluşturulmasını uyarır. Aynı şey sütün fermente biçimi olan yoğurtta da vardır. Kazein midede tamamen özgül bir şekilde kesilip, biçilir, vücuda bir bütün olarak emilir. Tekrar söyleyeyim, sütün ve yoğurdun fizyolojik etkileri henüz yeni araştırılıyor, kan şekeri seviyelerini bile düzenlediğine dair veriler henüz iki yıllık. İşte ekşimeyen homojenize yoğurtlar ve UHT sütlerde bu özellikler biter, çocuklarını uzun ömürlü UHT sütle ve ekşimeyen homojenize yoğurtla beslemeye çalışanlar, onları sütün ve yoğurdun fizyolojik etkilerinden tamamen mahrum bıraktıklarını bilmeliler. Bu işlem sütün yapısını zaten bozmak için zaten yeterlidir, ama sütün ömrünü uzatmak için içine paraben denilen koruyucular konulduğu, UHT işleminin enerji sarfiyatının azaltılması için bazı kimyasal katalizörler kullanıldığı da gıda mühendisi arkadaşlarımız tarafından anlatılıyor.
Bu “mikrop histerisi” endüstrinin küçük üreticiyi boyunduruğu altına almasının bir yöntemi.
Ambalajlı sütte bizi bu tehlikeler bekliyor ise, başka bir tehlike de ambalajsız ürünlerde bizi bekliyor olamaz mı? Örneğin günlük ve açıkta satılan süt daha mı az risk taşır?
Açık sütün kaynağını iyi sorgulamak durumundayız. Bugün artık teknoloji gelişti, herkesin fotoğraf makineli cep telefonu var. Tüketici açık süt satıcısından en azından hayvanlarıyla çekilmiş bir fotoğrafını isteyebilir, hatta mandırasını pikniğe açan üreticiler de oldu. Ambalajlı ürünün anlattığım sakıncalarının yanında “enfeksiyon riski” inanın marjinal kalır. Bunun yöntemi sütün kaynatılmasıdır. Brusella ve diğer olası bakteriler kaynatmayla zaten ölür, Anadolu’daki aslı sorun kaynatılmamış sütten hazırlanan “taze” peynir. Peynir olgunlaştığında bu risk de ortadan kalkar. Sokakta satılan sütlerin mikroorganizma olasılığı hep vardır, asgari hijyene dikkat edilip kaynatılarak ortadan kalkar. Biz de bu sütle büyüdük, salgın hastalık mı vardı? Bu “mikrop histerisi” endüstrinin küçük üreticiyi boyunduruğu altına almasının bir yöntemi. Aynı yöntemi bol bol satmaya çalıştıkları temizlik malzemelerinde de uyguluyorlar
KURU FASULYE
Kış aylarında en büyük derdim bugün ne pişirsem.Yazın pişirecek o kadar çok sebze var ki insan hiç zorlanmıyor.Kışın da var ama maalesef çocukların bir çoğu kış sebzelerini pek sevmiyor.Hal böyle olunca kısırdöngü başlıyor.Ben de bir kaç gün önce yarın ne pişirsem derdine düştüm yine.En sonunda kuru fasulye yapmaya karar verdim.Yanında pilav güzel gider ama biz çok pilav sevmeyen bir aile olunca, en iyisi bir de kuru biber kızartayım dedim.Aslında kuru fasulye acılı güzel olur. Çocuk faktörü olunca en iyisi tabağınıza pul biber dökmek,acıyı sevenler için tabii ki.
MALZEMELER
1)KURU FASULYE
2)BİR BÜYÜK BAŞ SOĞAN
3)BİBER YA DA DOMATES SALÇASI
4)KIRMIZI TOZ BİBER
5)1-2 ADET YEŞİL BİBER
6)ZEYTİNYAĞI VE TUZ
YAPILIŞI
●KURU FASULYEMİZİ AKŞAMDAN ISLIYORUZ.ERTESİ GÜN İSTER DÜDÜKLÜDE İSTER TENCEREDE FASULYELERİMİZ YUMUŞAYANA KADAR HAŞLIYORUZ.
●ZEYTİNYAĞIMIZI TENCEREYE KOYUYORUZ. ÜZERİNE DOĞRANMIŞ SOĞANIMIZI EKLEYEREK ŞÖYLE BİR ÇEVİRİYORUZ.
●SALÇAMIZI,KIRMIZI TOZ BİBERİMİZİ,YEŞİL BİBERİMİZİ DE EKLEYEREK BİR KEZ DAHA KARIŞTIRIYORUZ..ÜZERİNE HAŞLANMIŞ OLAN KURU FASULYELERİMİZİ DE KOYUP BİR GÜZEL HARMANLIYORUZ. ÜZERİNİ BİRAZ ÖRTECEK KADAR SUYUMUZU DA İLAVE EDİP PİŞMEYE BIRAKIYORUZ.SOĞANLARIMIZ YUMUŞAYINCAYA KADAR PİŞİRİP OCAĞIMIZIN ALTINI KAPATIYORUZ.
YANINA BİR DE TIKIR TIKIR KIZARMIŞ KURU BİBER YA DA TURŞU.AFİYET OLSUN.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
